istanbul
Install Theme

..itirafın hoşluğu yerine sahte bir kayıtsızlık

..tanrının kendisi bile,doğrudan doğruya neyse o değildir; herkesin dışsal,merkezsizleşmiş bir özdeşme noktasına ihtiyacı vardır.

..kişiyi başkaldırıya iten hep aynı geçidin yinelenmesi,sonsuza  dek tek bir örnekçenin geçerli olduğunu bilmek .Bireyselliğin rastlantılar dışında olmadığını bilmek;gerçekten önemi olan şey dışında

uyanınca kan gördüğüm ayakkabılarımın içine bakalım mı?
-mustafa ırgat
Togliatti’nin kısmak istediği sesi on altı yaşında  (bir? İki? üç? beş? on?.. ) serseri tarafından sonsuza dek kesilmeden az önce Pier Paolo Pasolini Empirismo Eretico’da toplanan yazılarını yazıyordu. bir şairin gözünü kırpmadan daldığı işaretbilim topraklarında yaşadığı teorik bir passion niteliğindeki bu metinlerde rüyaların diliyle sinema dili arasındaki özdeşliğe dikkat çekilir. Gerçekten de,insan  psişizminin en “şizoid” anlarından biri olan rüya anı,hemen hemen bütün varlığını ve bütünlüğünü gerçekliği parçalara ayırma işlemine borçlu olan ‘sinema’nın terimleriyle yaşanır: Rüyalarımızı ‘cut’larla birbirinden ayrılan,çeşitli açılardan çekilmiş,çeşitli büyüklükte planlar,hatta plan/sekanslar olarak görürürz. Psişik aygıtın en ilkel bölgelerinde gerçekleşen bu olguyla sınai/kültürel aygıtın en modern pratiklerinden biri arasındaki bu yapısal özdeşlik her türlü faşizmden ölesiye iğrenen bu erken-insan’ın elbette aklını kurcalayacaktı.Çünkü arada  ”insanlık”ın bütün bütün bir politiko-erotik kıyımlar tarihi vardı.
  içinde yaşadığımız bu ‘porcile’ de daha uzun kalabilseydi passolini bu rafızi tecrübe’yi nerelere vardıracaktı? Gerçekliğin genel işaret bilimiyle örtüşeceğine inandığı bir sinema işaret bilimini oluşturma yolunda adeta umutsuz bir arzuyla ilerlerken bu iki paralel evren arasında bir “kurtdeliği” bulabilecek miydi? Bilemeyiz. Ama,bilinçdışının hayaletleri korteks’teki yarılmalardan dışarı çıktıklarına göre,bizde söz konusu kurtdeliğinin öbür ucunu ekrandaki yarıklarda arayabiliriz. .. (..)
  Yakın plan henüz filmik zamanda yer almadığı,sinemotografik sürekliliğin bir parçası olmadığı,yalnızca genel planda kaydedilen konuların daha okunaklı birer tekrarından ibaret olduğu, dönemden itibaren ,hep sahne’nin  biraz yabancı’sıdır.Montajın gelişmesi,sinema dilinin kendini oluşturmasıyla birlikte,bu tekinsiz yabancınında adeta kuluçka dönemi sona ermiş,yüzeyini parçalayarak girdiği sahnede,Buñuel’in ünlü ustra/göz sekansından beri aynasal sistemin temsilini mümkün kıldığı bütün “sapma”ların temel unsuru olmuştur. (..)
 Sinemanın gerçek şairleri,onun bu özelliklerini,kendi “poetik” amaçları doğrulltusunda,varabileceği en uç noktalara taşımışlar ve onun aynasal sistemin özdeşleşmeyi sağlayan alışılmış oranlarını çarpıtma özelliği sayesinde,fallik estetiğin temsil yüzeyinde derin yaralar açarak,sadist bakışın arzu nesnelerini iğdiş edici hayaletlere dönüştürmüşlerdir.(..) Dreyer’in La Passion de Jeanne d’Arc ’ ında yakın plan uyuşumun yapıcı bir öğesi olarak değil,aynasal temsil sisteminin “hol bein”i olarak iş görür.(..) Renée Falconetti’nin gözünden akan yaş,o yakınlıkta,baş oyuncunun göz pınarından değil,ekranın dokusundaki bir delinmeden çıkıyor gibidir.
 Yine de,bir ekranda olabilecek en gerçek yarılma,filmin kopyasıdır.(..) sağır ,dilsiz genç kız figüran suda çıplak sırtüstü yüzerken gözünü ondan ayıramayan yönetmen Jezy,neye baktığı sorulduğunda,”evrensel yaraya bakıyorum” cevabını verir.Burada sadist bakışımızın arzu nesnesi olan evrensel yarayı,yakın planda,ama ait olduğu dilsiz bedende değil,gönetmenin ağzında ‘görürüz’.on yıl önce bize fallus’un kendisini doya doya seyrettiren Godard’ın ,evrensel yarayı kendi sözünde saklarken,söylemek istediği açıktır,yakın plan ananızın amıdır

uyanınca kan gördüğüm ayakkabılarımın içine bakalım mı?

-mustafa ırgat

Togliatti’nin kısmak istediği sesi on altı yaşında  (bir? İki? üç? beş? on?.. ) serseri tarafından sonsuza dek kesilmeden az önce Pier Paolo Pasolini Empirismo Eretico’da toplanan yazılarını yazıyordu. bir şairin gözünü kırpmadan daldığı işaretbilim topraklarında yaşadığı teorik bir passion niteliğindeki bu metinlerde rüyaların diliyle sinema dili arasındaki özdeşliğe dikkat çekilir. Gerçekten de,insan  psişizminin en “şizoid” anlarından biri olan rüya anı,hemen hemen bütün varlığını ve bütünlüğünü gerçekliği parçalara ayırma işlemine borçlu olan ‘sinema’nın terimleriyle yaşanır: Rüyalarımızı ‘cut’larla birbirinden ayrılan,çeşitli açılardan çekilmiş,çeşitli büyüklükte planlar,hatta plan/sekanslar olarak görürürz. Psişik aygıtın en ilkel bölgelerinde gerçekleşen bu olguyla sınai/kültürel aygıtın en modern pratiklerinden biri arasındaki bu yapısal özdeşlik her türlü faşizmden ölesiye iğrenen bu erken-insan’ın elbette aklını kurcalayacaktı.Çünkü arada  ”insanlık”ın bütün bütün bir politiko-erotik kıyımlar tarihi vardı.

  içinde yaşadığımız bu ‘porcile’ de daha uzun kalabilseydi passolini bu rafızi tecrübe’yi nerelere vardıracaktı? Gerçekliğin genel işaret bilimiyle örtüşeceğine inandığı bir sinema işaret bilimini oluşturma yolunda adeta umutsuz bir arzuyla ilerlerken bu iki paralel evren arasında bir “kurtdeliği” bulabilecek miydi? Bilemeyiz. Ama,bilinçdışının hayaletleri korteks’teki yarılmalardan dışarı çıktıklarına göre,bizde söz konusu kurtdeliğinin öbür ucunu ekrandaki yarıklarda arayabiliriz. .. (..)

  Yakın plan henüz filmik zamanda yer almadığı,sinemotografik sürekliliğin bir parçası olmadığı,yalnızca genel planda kaydedilen konuların daha okunaklı birer tekrarından ibaret olduğu, dönemden itibaren ,hep sahne’nin  biraz yabancı’sıdır.Montajın gelişmesi,sinema dilinin kendini oluşturmasıyla birlikte,bu tekinsiz yabancınında adeta kuluçka dönemi sona ermiş,yüzeyini parçalayarak girdiği sahnede,Buñuel’in ünlü ustra/göz sekansından beri aynasal sistemin temsilini mümkün kıldığı bütün “sapma”ların temel unsuru olmuştur. (..)

 Sinemanın gerçek şairleri,onun bu özelliklerini,kendi “poetik” amaçları doğrulltusunda,varabileceği en uç noktalara taşımışlar ve onun aynasal sistemin özdeşleşmeyi sağlayan alışılmış oranlarını çarpıtma özelliği sayesinde,fallik estetiğin temsil yüzeyinde derin yaralar açarak,sadist bakışın arzu nesnelerini iğdiş edici hayaletlere dönüştürmüşlerdir.(..) Dreyer’in La Passion de Jeanne d’Arc ’ ında yakın plan uyuşumun yapıcı bir öğesi olarak değil,aynasal temsil sisteminin “hol bein”i olarak iş görür.(..) Renée Falconetti’nin gözünden akan yaş,o yakınlıkta,baş oyuncunun göz pınarından değil,ekranın dokusundaki bir delinmeden çıkıyor gibidir.

Yine de,bir ekranda olabilecek en gerçek yarılma,filmin kopyasıdır.(..) sağır ,dilsiz genç kız figüran suda çıplak sırtüstü yüzerken gözünü ondan ayıramayan yönetmen Jezy,neye baktığı sorulduğunda,”evrensel yaraya bakıyorum” cevabını verir.Burada sadist bakışımızın arzu nesnesi olan evrensel yarayı,yakın planda,ama ait olduğu dilsiz bedende değil,gönetmenin ağzında ‘görürüz’.on yıl önce bize fallus’un kendisini doya doya seyrettiren Godard’ın ,evrensel yarayı kendi sözünde saklarken,söylemek istediği açıktır,yakın plan ananızın amıdır

..kimlik siyaseti sıklıkla egemen siyasetin bir biçiimidir -kendi farklılığı içinde kendine yeten  hakim bir kimliğin belirtimi söz konusudur.özneleştirme eylemi,özne yada öznelerden oluşan grup,kendi acılarını ve mücadelelerini başkalarınınkiyle bağıntılı bir biçimde anlayınca radikal olur.(..) siyasetin olması için,bir parçanın bütünün kötülüğünü ve onu düzeltme mücadelesini -geçici veya olumsal biçimde olsa da- ifade etmesi gerekir.

xavierrudd

—03 Spirit Bird

gerçek bizim hakikat olarak aldığımızdır.
bizim hakikat olarak aldığımız bizim inandığımızdır.
inandıklarımız bizim algılarımıza dayanır.
algıladıklarımız bizim aradıklarımıza dayanır.
bizim aradıklarımız bizim düşündüklerimize bağlıdır.

ne düşündüğümüz ne algıladığımıza bağlıdır.
ne algıladığımız neye inandığımızı belirler.
neye inandığımız neyi hakikat olarak aldığımızı belirler.
neyi hakikat olarak aldığımız bizim gerçeğimizdir.
David Bohm

Anna Ternheim

.leave the body, leave the mind

let me

..bu farklı bir gün mü? adam bilemez. böyle devam edecekler,mahrem bir güvenle sayısız yürüyüş yaparak aralarında,anıların veya tasarıların olmadığı,saf bir güven büyüyecek.
..kadın artık alışmıştır. bu ziyaretçinin gidip gelmesini,ortaya çıkmasını,konuşmasını,gülmesini,susmasını,dinlemesini ve gözden kaybolmasını doğal bir hadiseymiş gibi karşılar.
..ama adamın farklı bir isteği vardı,huzura kavuşmuş gelecektense,çocukluk yıllarının dünyasına dönmek istiyordu ve bir ihtimal kendisini bekleyen kadına 

..bu farklı bir gün mü? adam bilemez. böyle devam edecekler,mahrem bir güvenle sayısız yürüyüş yaparak aralarında,anıların veya tasarıların olmadığı,saf bir güven büyüyecek.

..kadın artık alışmıştır. bu ziyaretçinin gidip gelmesini,ortaya çıkmasını,konuşmasını,gülmesini,susmasını,dinlemesini ve gözden kaybolmasını doğal bir hadiseymiş gibi karşılar.

..ama adamın farklı bir isteği vardı,huzura kavuşmuş gelecektense,çocukluk yıllarının dünyasına dönmek istiyordu ve bir ihtimal kendisini bekleyen kadına 

Three Colors: White (1994)

Three Colors: White (1994)

(Source: forhandsthatsuffer)

(Source: kingdom-visions)

Bir gün onu bulmaya karar verdim, sonra vazgeçtim. belki de bilmemek ve hayal etmek daha iyidir. ‘belki o da benim gibi yalnızlığı seviyordur.

Bir gün onu bulmaya karar verdim, sonra vazgeçtim. belki de bilmemek ve hayal etmek daha iyidir. ‘belki o da benim gibi yalnızlığı seviyordur.

(Source: kulturtava)

..anlamanın ve sevmenin kısır ve haz dolu işkencesi