1 Eğer bir adam bir şiiri anlıyorsa 
2 Eğer bir adam bir şiirle yaşıyorsa, 
o adam yalnız ölecektir. 

3 Eğer bir adam iki şiirle yaşıyorsa, 
Birisine sadık kalmayacaktır. 

4 Eğer bir adam bir şiire gebe kalıyorsa, 
bir çocuğu eksik olacaktır. 

Eğer bir adam iki şiire gebe kalıyorsa, 
iki çocuğu eksik olacaktır. 

6 Eğer bir adam yazarken başına taç giyiyorsa, 
o adamın taç giydiği ortaya çıkacaktır. 

7 Eğer bir adam yazarken başına taç giymiyorsa, 
kendinden başka hiç kimseyi aldatmayacaktır. 

8 Eğer bir adam bir şiire öfkeleniyorsa, 
adamlar tarafından horlanacaktır. 

9 Eğer bir adam bir şiire öfkelenmeye devam ediyorsa, 
kadınlar tarafindan horlanacaktır. 

10 Eğer bir adam halk içinde bir şiire hakaret ediyorsa, 
ayakkabıları çişle dolacaktır. 

11 Eğer bir adam kuvvet için şiirden vazgeçiyorsa, 
fazla miktarda kuvvet kazanacaktır. 

12. Eğer bir adam şiirleriyle övünüyorsa, 
aptallar tarafından sevilecektir. 

13 Eğer bir adam şiirleriyle övünüyor ve aptalları seviyorsa, 
artık şiir yazmayacaktır. 

14 Eğer bir adam şiirleri sayesinde şiddetli bir ilgi çekeceğini sanıyorsa, 
ayışığında erkek bir eşek gibi olacaktır. 

15 Eğer bir adam şiir yazıyor ve bir dostun şiirini övüyorsa, 
güzel bir metresi olacaktır. 

16 Eğer bir adam şiir yazıyor ve bir dostun şiirini çok övüyorsa, 
metresini kaçıracaktır. 

17 Eğer bir adam başka birinin şiirine sahip çıkıyorsa, 
yüreğinin büyüklüğü iki misli olacaktır. 

18 Eğer bir adam şiirlerini çıplak bırakıyorsa, 
ölümden korkacaktır. 

19 Eğer bir adam ölümden korkuyorsa, 
şiirleri onu kurtaracaktır. 

20 Eğer bir adam ölümden korkmuyorsa, 
şiirleri onu kurtarabilir veya kurtarmayabilir. 

21 Eğer bir adam bir şiiri bitiriyorsa, 
hırsının yazısız dümen suyunda banyo yapacak 
ve beyaz kağıt tarafından öpülecektir. 

Mark Strand, 
dertleri olacaktır. 

Çeviren Vehbi Taşar bütün bunlara ilavaten der ki: 

22 Eğer bir adam şiir tercüme ediyorsa, 
yukardaki rakamlar ikiyle çarpılacaktır. 

23. Eğer bir adam kendi şiirlerini tercüme ediyorsa, 
yukardaki rakamlar dörtle çarpılacaktır. 

*..Dünyada yer alıyoruz ve dünyanın bilincine ulaşmak için ondan kendimizi ayırmayı başaramıyoruz. Biz bunu yapsak niteliğin hiçbir zaman doğrudan deneyimlenmeyeceğini ve her bilincin bir şeyin bilinci olduğunu görürüz.

*..Bilinç bedenin aracılığıyla şeye yönelik varlıktır. Beden onu anladığında yani ‘dünya’yla onu ortaklaştırdığında devinim öğrenilir, bedenini devindirmek onunla şeyleri hedeflemektir.

*..İnsanın bedeniyle ilgili yaptığı kullanım basitçe biyolojik olan bedene göre aşkındır.  Öfkeliyken bağırmak aşıkken öpmek masaya masa demek ne daha çok doğaldır ne de daha az uzlaşımsaldır. Duygular ve tutkusal davranışlar sözcükler gibi yaratılır.

”Bir unutuş anında kendimi tepeden tırnağa normal bulabilirim”
Pessoa

”Bir unutuş anında kendimi tepeden tırnağa normal bulabilirim”

Pessoa

İçsıkıntısı delirtir. İçsıkıntısı intihar ettirir. İçsıkıntısı lanetler. İçsıkıntısını tıp bilmez. İçsıkıntısını doktorunuz duymamıştır. İçsıkıntısı yaşamı yaralar. İçsıkıntısı yaşamın göbek kordonunu düğümler.
Antonin Artaud 

“Ara’nın 1950’lerde çektiği “Eminönü yağ iskelesinde işçiler” fotoğrafı yirmi yıldır her çalıştığım ofiste, başucumda durur. Yirmi yıldır her fırsatta yeniden okurum bu fotoğraf başyapıtını . O fotoğraf bitmez, tükenmez. O tek fotoğrafta binlerce cilt “Gazap Üzümleri” ya da “Bereketli Topraklar Üzerinde” okumuş gibi olurum…” 

 Onat Kutlar 

..doğu cleveland

seni terk etmek istiyorum

yerel sakallı garibelerinden

biri olmaktan bunaldım

bıkkınlığında kaybolmaktan

yoruldum

televizyonun daha

fazla kafamı kemirmesine

izin veremem

daha fazla TV Vecdi olmayacak

siz orospu çocukları

ışıldayan hologram

mucizeleri satıyorsunuz

Kendimizden ancak içimizde düşünüp duran şu binlerce küçük tanıklıklar sayesinde bahsedebiliriz. ‘Ben’ diyen daima üçüncü bir kişidir.
— Gilles Deleuze, “Difference & Repetition” (via ardora)

… Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin bir tek yolu vardır insanoğlu için:arada sırada zamanın akışına gözlerini kapamak ve böylece görüldüğünde bize yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalarına bölmek.
- elias canetti

sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin
zaman kadındır gönlü çelinsin ister zaman
hep okşansın diz çökülsün hep
dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
taranmış
bir upuzun saç gibi zaman
soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
daha beter seni kaçak
seni yabancı bilmekten
aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
hazzın ötesinde taşındı sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün
sen ki benim saat-şakağımda vurursun
boğulurum soluk alıp vermesen
tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
sana büyük bir sır söyleyeceğim her söz
dudağımda bir dilenen zavallı
acınacak birşey ellerin için kararan birşey bakışının altında
işte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakca kalp kristali
kaba konuşmamdan gücenme benim bu konuşma
ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar
sana büyük bir sır söyleyeceğim bilmem ben
sana benzeyen zamandan söz açmayı
bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
tıpkı uzun bir süre garda
el sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
ölmek daha kolaydır sevmekten
bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
sevgilim.